Çirkin

Yazar: Sezin Çağlayan

Çok ıslandım bugün… Hava biraz soğuk.

Doğduğumda sanırım sayımız daha çoktu. Tam hatırlayamıyorum. Hafızamı zorluyorum ve aklıma gelen ilk karede; ben, annem ve 7 kardeşim var. Annem bizi 2 ayaklı canlıların yürüyüş yaptığı yol kenarından taşıyıp, kapalı ve daha korunaklı bir alana taşıdı. Bir süre burada yaşadık. Ah, o anne sütü ve birbirimize sokula sokula geçirdiğimiz izole günlerin tadı, keyfi… Havanın soğuğu, yağan kar, geceleri duyduğumuz tanımadığımız türdeşlerimizden gelen kavga sesleri ise aklımda kalan küçük detaylardan ibaret. Biraz büyüyünce eski yuvamıza geri döndük.

Ne anlama geldiğini hala bilmediğim birçok kelime çalındı kulağıma yanımızdan yürüyüp geçen 2 ayaklı canlılardan. Kimi kelimeler içime bir sıcaklık ve güven verdi, kimi kelimeler ise nedenini bilmediğim halde tüylerimi ürpertti.

Çok üşüyorum. Bu titreme de neyin nesi? Hiç iştahım ve keyfim yok bu aralar. Annem artık süt vermek istemiyor.

Sanırım geçmişte annemi bu 2 ayaklı canlılar çok sinirlendirmiş ve üzmüş, kesinlikle kendisine dokunmalarına izin vermiyor. Yakınımıza gelmek isteyen diğer türdeşlerimize karşı bizden dolayı sanırım, fazla tepkili. Bir bildiği var da yapıyor, bizden çok daha deneyimli olduğu kesin.

Yemek istemiyorum, kardeşlerim de aynı şekilde. O ne? Yok hayır istemiyorum diye kafamı çevirsem de birkaç 2 ayaklı ağzımıza bir şeyler sıkıyor şırıngayla. Hoş bir kokusu ve şekerli bir tadı var. Bu mamayı her gün birkaç kez bize veren kişilerle gözlerimiz buluşuyor; verdiği his güvenli. İzin veriyorum bu yüzden, midem almayı reddetse de. Uykum var, bu aralar oyundan çok yatmak, uyumak istiyor canım. Ne oluyor bize, hiç böyle değildik…

Sabah oldu. Uykumun arasında bize şırıngayla mama veren 2 ayaklılar kardeşlerimden en zayıf olanı aldılar. Buruk bir tat ve koku var havada. Bir süre sonra giden kardeşim bileğinde bir bantla geri geldi.

Günler geçiyor, durumumuz hiç iyiye gitmiyor. Annem yanımızdan ayrılmıyor, gözü hep üzerimizde. Kardeşlerimin birini daha aldı şırıngalılar. Giderken durumu hiç iyi değildi. Bir daha geri gelmedi. Umarım gittiği yerde iyidir. Kalan bizler içinse her geçen gün daha sancılı geçiyor.

Gecenin ilerleyen saatleri. Şırıngalı 2 ayaklılar geliyor. Bu sefer ellerinde kutular var. Durumu anlamak için baktığım gözlerinden sular damlıyor, bakışları bu sefer daha bir buruk. Kimimiz kutulara, kimimiz kucaklara alındık. Annem ekstra gergin şu an ve çok ağlıyor. Bir bana, bir diğer kardeşlerime koşuyor çaresizce. Çıkmak istiyorum konulduğum kutudan, çıkamıyorum…

Sonrasını hayal meyal hatırlıyorum. Tüylerimizin bir kısmını alıp, iğne batırdılar ve bir boru ucunda torba asılı. Kafeslere alındık. Her gün birileri bizi kontrol ediyor. Biz burada ne arıyoruz, annem ve kardeşlerimden biri nerede?

Her gün kontrole gelen 2 ayaklı, 2 kardeşimle beni alıyor ve yuvamıza geri götürüyorlar. Şırıngalılar her zamanki gibi orada. Kelimelerini çözemesem de gözlerinden anlıyorum, her şeyin yolunda olduğunu.

Kendimi iyi hissediyorum, eski günlerdeki gibi oyun ve yemek hayatıma geri döndü. Annem yok. Şu an 3 kardeşiz.

Karşıdan gelenler kim? 2 küçük kardeşim salına salına bize doğru yürüyor. Biraz zayıflar ama keyifleri yerinde görünüyor. Bu bir rüya mı? Arkalarından bizim tarafa koşan annem sanırım. Evet o!

‘Çok çirkinleşmişler.’ ‘Ay bunlara ne olmuş, hastalar mı acaba?’ ‘Şimdi besliyorsunuz, bakalım sonra nasıl başa çıkacaksınız!?’ ‘Atın bunları buradan. İstemiyoruz!’ Duyuyorum ama anlamıyorum. ‘Çirkin’ ne demek acaba? Hemen iç kılavuzum hislerime kulak veriyorum konuşulanları anlayabilmek için, içgüdülerim şu ana kadar beni hiç yanıltmadılar. Üşüdüm, bu his çok ama çok soğuk. Hava bu kadar güneşliyken nereden geldi bu üşüme?

2 ayaklı canlılar hakkında her geçen gün daha çok şey öğreniyorum, izliyorum, yüzlerine bakıyorum. Çoğunlukla çok hızlı, telaşlı hareket ediyorlar. Kullandıkları kelimeleri esas alıyorlar iletişim kurarken. Ben, annem ve kardeşlerimin iletişim kurmak için kullandığımız içgüdüler sanırım onlar için yeterli değil.

Hayatın 1 saniye sonra bize ne getireceğini bilmeyen bizler mi, planlarla yaşayan 2 ayaklılar mı daha şanlı bilemiyorum. Kıyafet üstüne kıyafet giyinen, evler, arabalar sahibi, -Bir yerden kulağıma çalındı; bizlere de sahip olmak istiyorlarmış, hatta eşya alır gibi satın alanlar bile varmış.- 2 ayaklılar mı daha güçlü yoksa akışa bırakıp güvenmeyi seçen ve savunmasız bizler mi? Akışta kalmak için varını yoğunu vererek çabalamak, çabalarken akıştan çıkmak… Ne enterasan.


İmza: Sufle