Yazar: Sezin Çağlayan
Köpekler; varoluşlarından bu yana insanlarla birlikte yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Kedilerden farklı olarak yaşadıkları ortamlardan ziyade, birlikte yaşadıkları insanlara bağımlıdırlar ki; doğal yaşam ortamlarının azalmasıyla birlikte kediler de artık şehir hayatına entegre olmak durumunda kalmış ve yaşamlarını sürdürebilmek için insanlara bağımlı hale gelmişlerdir.
Bugün; sokakta yaşayan köpeklerin yaşamlarına baktığımızda, daralan ve güvensiz yaşam alanları, sağlıksız beslenme şekilleri, karşılaştıkları insanlardan gördükleri birbirine taban tabana zıt iletişim sinyalleri ve bunun gibi sayısız zihinsel ve bedensel olarak sağlıksız yaşam koşullarına sahip olduklarını kolaylıkla gözlemleyebiliriz. En güçlü insanın dahi, bu şartlara tabi kalması onun çok kısa sürelerde aklını ve sağlığını yitirmesi için yeterli etkenlerken; köpeklerdeki bu dezavantajlı durumlara uyum potansiyeline şahit oldukça onlara olan hayranlığım kat kat artıyor. Diğer taraftan şunu da unutmamalıyız ki; yukarı bahsettiğim etkenler, karşılaştığımız bazı sokak köpeklerinin bize öngöremeyeceğimiz tepkiler göstermesine sebep olabilir. Biz hayvanseverlerin üstümüze düşen görev, sokak köpeklerinin halihazırda zor olan hayatlarını daha da zorlaştırmamak ve onlara doğru davranarak; köpeğimiz, bizler ve sokak canlarını olası risklere karşı korumaktır. Peki, bunu yapmak nasıl mümkün?
1) Köpeğimizi gezintiye götürdüğümüz alanların güvenli, tanıdığımız, bildiğimiz alanlar olduğundan emin olmalıyız. Yaşadığımız şehirdeki, hayvansever popülasyonu baskın semtleri, kafeleri ve parkları biraz araştırarak kolaylıkla bulabiliriz. Bu bölgelerde yaşayan sokak köpekleri varsa, köpeğimizi götürmeden önce bu köpekleri gözlemlemek, o civarda yaşayan köpek ailelerine danışmak akıllıca olacaktır.
2) Yürüyüş rotamız üzerinde karşımıza çıkan sokak köpeklerini, köpeğimizden önce biz fark etmeliyiz (yerdeki mama, kemik, kulübe vb. işaretlere dikkat etmeliyiz.) Köpeğimize taktığımız kayışı germek, yürüyüş tempomuzu yavaşlatmak, hızlandırmak veya durmak, korkup köpeğimizi kucağımıza almak, paniklemek gibi ekstralıklar yaratmamalıyız. Bu durumlarda sloganımız; ‘Köpeğimizin yok saymasını istediğimiz değişkenleri, öncelikle bizim yok saymamız gerekir.’ Çünkü bu ekstralıklar köpeğimize korku salmamıza neden olur. Sokak köpeğini fark ettiğimiz anda, kayış uzunsa sakince kısaltacağız, diğer köpekle aramızdaki mesafeyi açacağız (karşı kaldırıma geçmek veya onun olduğu taraftan tersi tarafa açılmak vb.) veya rotamızı değiştireceğiz. Bunları yaparken soğukkanlı ve sakin davranmalıyız.
3) Gezinti esnasında, çalı içi gibi görmediğimiz alanlara köpeğimizi sokmamalıyız. İçinde uyuyan bir sokak köpeği olabilir ve uyku esnasında aniden beliren köpeğimize saldırıya geçen sokak köpeği bunu kendisini korumak için yapabilir. Unutmayalım, bizlerin elleri köpeklerin ağzıdır. Uyurken aniden yabancının varlığını yakınınızda fark etseniz refleks olarak elinizi çarparsınız. Aynı şekilde bina köşesinden dönerken, büyük bir aracın arkasından dolanırken vb. önünüzü göremediğiniz noktalarda köpeğimizi bizden bir adım geride tutmalısınız.
4) Beden sinyalleri: Karşınıza çıkan sokak köpeğiyle göz teması kurmak, onu fark ettiğinizde durmak, yavaşlamak, hızlanmak, paniklemek, ani hareketler yapmak, bölgesine veya beslendiği alana yakın mesafeden geçmek, onu tehdit altında hissettirir. Elde sopa taşınması, gördüğümüz köpeğe doğru ivme yapmak, bağırmak, onu korkutacak hareketler; aksine onun tepki verme olasılığını arttırır, o seferlik baskılanmış hissedip sinse bile, bu hareketlerimiz ileride o köpeğin atak yapma olasılığını arttırır. Unutmayalım, sadece özgüvenli, yüksek kafadaki köpekler saldırıya geçmez, çok korkmuş, örselenmiş köpekler de can havliyle ani ivme yapıp saldırabilirler. (Korku Agresyonu)
Aynı zamanda, karşılaştığımız sokak köpeğinin beden dili sinyallerini okuyabilirsek, onun bulunduğu ruh halini daha iyi analiz edebilir ve bu sayede nasıl davranmamız gerektiğini anlayabiliriz. ‘Sokak köpeği, çocuğu bir anda ısırdı’, ‘Durup dururken sokak köpekleri geçen kişiye saldırıya geçti.’ gibi haberlere tanık olmayanımız yok sanırım. Bu noktada şunu hatırlatmak isterim; insan, kedi, köpek birbirinden farklı türler ve iletişim şekilleri, beden dili sinyalleri birbirlerinden çok farklı. Biz insanların karşımızdaki köpeği insanca düşünüp empati kurması ve anlaşması mümkün değil. Bu, sizin çok güzel bir Türkçeyle, çok net ve anlaşılır bir şekilde konuştuğunuz Fransız’ın sizi anlayamaması kadar kaçınılmaz. Örneğin, insanların birbirleriyle tanışma esnasında; karşıdan yaklaşması, göz teması kurması, gülümsemesi (dişlerini göstermesi), karşısındaki kişiye doğru uzanması, sarılması gibi kullandıkları beden dili sinyalleri; 2 köpeğin karşılaşması senaryosunda, kavga öncesi kullandıkları beden dilidir ve tamamı baskılama hareketidir. Dolayısıyla; bizim bir köpeğe yaklaşırken bu sinyalleri vermemiz onu baskı altında hissettirecektir ve tepkisi en iyi ihtimalle alttan alıp tahammül etmek, kötü ihtimalle negatif tepki göstermek olacaktır. Tanımadığımız bir köpeğe yaklaşırken bizim yapmamız gereken ise onun dilinden konuşmak yani; yan duruş, küçülmek, göz teması kurmamak, isimle hitap, sakin hareketler, onun bizi koklamasına müsaade etmek (Köpekler burnu ile görür) ve ilişkinin marjının onun belirlemesine müsaade etmek yani; bizi kokladıktan sonra kafasını başka yöne çeviriyor veya bizden uzaklaşıyorsa bizim de iletişimi kesmemiz saygı ve sevgi gereğidir. Tanışma esnasında temas edeceksek kafasının üzerinden değil çene altı veya omuz yanlarından sakince sevmeliyiz. Bu sayede, karşımızdaki köpek kendini tehdit altında hissetmez ve aramızdaki ilişkiyi en ideal noktaya en optimum bu şekilde taşıyabiliriz.
Köpekler nasıl ‘hayır’ der?
Kelimeler bizim için kendimizi ifade etme noktasında büyük kolaylıkken, köpeklerin bu şansı çok sınırlı. (Havlamalardaki ton, tını, aralık, süre ile ifade şekillerini ve ruh hallerini ortaya koysalar bile, bizim kelime çeşitliliğimiz kadar belirleyici değildir.)
Köpekler ‘hayır’ demek için beden dili ile hangi sinyalleri verir?
Örneğin, bir köpeğe sevmek için yaklaştığımızda, bizi gördükten sonra bakışlarını, kafasını ve/veya bedenini aksi tarafa çeviriyorsa, bu sakınma, iletişimi kapatma hareketidir. Bize doğru kafasını ve/veya bedenini öne doğru lastikle çekmiş gibi uzatıyorsa, bir nevi; ‘yaklaşırsan ters tepki verebilirim’ demektir. Yaklaştığımızda kulaklarını arkaya doğru yapıştırması, baskı altına hissettiğinin belirtisi olabilir. Sırtüstü yatıp, göbeğini açması ve bazen devamında gelen çiş kaçakları da her zaman beni sev demek ve pozitif heyecana bağlı çiş kaçakları demek değil, aksine benden sana zarar gelmez, lütfen uzak dur anlamına gelebilir. Diş gösterme ve hırlama olabilir ki, bunlar da ‘Artık duy beni, bu yaptığın şeyi istemiyorum.’ demektir. Bazen bu sinyalleri de görmez veya görmezden gelirsek, o köpeğe bizi ısırmaktan başka seçenek bırakmamış oluruz. Bu örneği, biz insanlar tarafına çevirdiğimde verebileceğim örnek; biri sizi çağırıyor ve duymazdan geliyorsunuz, çağırmaya devam ediyor arkanızı dönüyor veya uzaklaşıyorsunuz ya da sözlü olarak ‘hayır diyorsunuz, o kişi sizi çağırmaya devam ediyor, eliyle çekiyor gitmenizi istediği tarafa doğru, eninde sonunda sizi duymak istemeyen kişiyi elinizle itersiniz değil mi? Bu noktada hatırlayalım; köpeklerin eli ağzıydı.
5) Huyunu bildiğimiz, iletişimde olduğumuz bir sokak köpeğine dahi; yemek yediği, yattığı alanlara çok yaklaşmamalıyız, uyurken, bizi görmediği bir açıdan veya yemek yediği esnada uzanıp sevmeye çalışmamalıyız. Bu davranışlarımıza tepki göstermiyorsa bile bu tepkisizlik hoşlandığı anlamına gelmez, size katlanmayı öğrenmiştir ve bu hareketlerinizi sindiriyor olabilir çünkü hiçbir köpek bu tarz hareketlerden hoşlanmaz, en iyi ihtimalle tahammül eder.
Sokak Köpekleri

